
“Siyasette iktidara gelmek kadar, zamanı geldiğinde kendi iradesiyle çekilmeyi bilmek de karakter meselesidir. Ahmet Davutoğlu'nun vedası, belki de en çok bu yönüyle konuşulmalıdır.”
Siyasette herkes kazanmayı konuşur.
Seçim sonuçları konuşulur, oy oranları konuşulur, kim kazandı, kim kaybetti tartışılır. Oysa bazen asıl konuşulması gereken, bir insanın ne zaman ve nasıl ayrıldığıdır.
Hadi bugün biraz hakkaniyetli konuşalım.
Ahmet Davutoğlu'nu seversiniz de, eleştirirsiniz de... Fikirlerine katılırsınız ya da karşı çıkarsınız. Bunların hepsi demokrasinin gereğidir. Fakat bir insanı değerlendirirken sadece kazandığı seçimlere ya da aldığı oylara bakmak eksik olur. Verdiği emek, ortaya koyduğu mücadele ve geride bıraktığı fikir mirası da bu değerlendirmenin ayrılmaz bir parçasıdır.
Ahmet Davutoğlu'nun Gelecek Partisi'ni feshederek aktif siyaseti bırakma kararı, bana göre sadece bir partinin kapanışı değildir. Bu karar, yıllar süren bir siyasi yürüyüşün ve büyük umutlarla çıkılan bir yolun muhasebesidir.
Şunu kabul edelim...
Türkiye'de yeni bir siyasi parti kurmak kolay değildir.
Bir tabela asıp genel merkez açmakla olmuyor. Türkiye'nin dört bir yanında teşkilatlanacaksınız, insanları ortak bir hedef etrafında buluşturacaksınız, yeni bir siyaset dili inşa etmeye çalışacaksınız.
Üstelik bunu, siyasetin sertleştiği ve seçmenin yeni partilere kolay kolay şans tanımadığı bir dönemde yapacaksınız.
Kolay mı?
Elbette değil...
Gece gündüz çalışan il başkanları, ilçe teşkilatları, kadın ve gençlik kolları, gönüllüler... Belki hiçbir makam beklentisi olmadan "Bu ülke için farklı bir yol mümkün." diyerek yola çıkan binlerce insan...
Evet, Gelecek Partisi hedeflediği noktaya ulaşamadı.
Ama bu gerçek, verilen emeğin değerini azaltmaz.
Çünkü siyasette her mücadele zaferle sonuçlanmaz. Fakat samimiyetle verilen mücadele, her zaman saygıyı hak eder.
Şimdi diyeceksiniz ki;
"Hiç mi eksiği yoktu?"
Olmaz olur mu?
Elbette vardı.
Ahmet Hoca'nın kurduğu siyasi hareket, toplumda beklediği karşılığı bulamadı. Bunun sebepleri elbette uzun uzun konuşulacaktır. Belki kurulan siyasi dil, belki dönemin şartları, belki de seçmenin değişen beklentileri...
Hadi Ahmet Hoca'nın hakkını da teslim edelim.
Ahmet Davutoğlu, her şeyden önce bu ülkenin yetiştirdiği önemli bir akademisyendir.
Uluslararası ilişkiler alanında yazdığı eserlerle fikir dünyasına katkı sunmuş, yıllarca üniversitelerde ders vermiş, binlerce öğrenci yetiştirmiş bir isimdir.
Ardından devlet yönetiminde en önemli görevleri üstlendi.
Dışişleri Bakanlığı yaptı.
Başbakanlık yaptı.
Devletin en kritik dönemlerinde sorumluluk aldı.
Elbette bu dönemlere ilişkin farklı değerlendirmeler olacaktır.
Kimileri başarılı bulacaktır.
Kimileri eleştirecektir.
Bu da siyasetin tabiatıdır.
Ancak siyasi değerlendirmeler ne yönde olursa olsun, Ahmet Hoca'nın akademik birikimini ve devlet tecrübesini görmezden gelmek hakkaniyetli olmaz.
Belki de Ahmet Hoca'nın en çok eleştirilen yönlerinden biri, akademik dili ile siyasetin dili arasında tam anlamıyla bir denge kuramamasıydı.
Bilgisi hiçbir zaman tartışılmadı.
Fakat zaman zaman halkın beklentileriyle aynı frekansta buluşamadığı yönünde eleştiriler aldı.
Bence bu eleştiriler yabana atılacak eleştiriler değildi.
Çünkü siyaset sadece doğruyu bilmek değildir.
Doğruyu, insanların gönlüne ulaştırabilmektir.
İşte Ahmet Hoca'nın en çok zorlandığı alanlardan biri de buydu.
Demem o ki! Ben, Ahmet Davutoğlu'nun aktif siyaseti bırakma kararını doğru buluyorum.
Hatta siyasi hayatının en doğru kararlarından biri olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bu ülkede siyasete girmek kadar, zamanı geldiğinde siyasetten çekilmeyi bilmek de büyük bir erdemdir.
Bugün birçok siyasetçinin en küçük makamı bile bırakmamak için her yolu denediği bir dönemde, eski bir başbakanın kendi iradesiyle "Buraya kadar." diyebilmesi üzerinde durulması gereken bir duruştur.
İsterse farklı siyasi oluşumlarda yer alabilirdi.
İsterse yıllarca aktif siyasetin içinde kalabilirdi.
Bilgisiyle, tecrübesiyle ve devlet geçmişiyle kendisine yeni bir siyasi yol açabilirdi.
Ama o, farklı bir tercih yaptı.
Bence bu tercih, kaybetmiş bir siyasetçinin değil; zamanı geldiğinde sorumluluk almayı da, sorumluluğu devretmeyi de bilen olgun bir devlet adamının tercihidir.
Ben inanıyorum ki Ahmet Hoca'nın Türkiye'ye katkısı bundan sonra da devam edecektir.
Belki artık miting meydanlarında olmayacak.
Ama üniversite kürsülerinde olacak.
Konferans salonlarında olacak.
Yeni kitaplarında olacak.
Yetiştireceği öğrencilerde olacak.
Çünkü Türkiye'nin sadece siyaset yapan insanlara değil, fikir üreten insanlara da ihtiyacı var.
Son olarak şunu söylemek istiyorum...
İnsanları sadece kazandıkları seçimlerle değerlendirmek doğru değildir.
Bazen geride bıraktıkları fikirler, verdikleri mücadele ve yetiştirdikleri insanlar; seçim sonuçlarından çok daha uzun ömürlü olur.
Ahmet Davutoğlu, doğrularıyla da, yanlışlarıyla da, başarılarıyla da, eksikleriyle de Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde iz bırakmış bir isimdir.
Bugün aktif siyasetten çekilmiş olabilir.
Ama ben inanıyorum ki Ahmet Hoca'nın fikir yolculuğu henüz bitmedi.
Çünkü siyaset biter.
Makamlar sona erer.
Partiler kurulur, partiler kapanır.
Ama ilim kalır.
Fikir kalır.
Ve geriye, insanın bu memlekete bıraktığı iz kalır.